
Yılın iki ayını çok severim ben. Biri “eylül”dür; diğeri ise “nisan”...
Nisan! Tüm güzelliklerin uyandığı ay. Yolculuğa çıkacaksan nisanda çıkacaksın. Doğanın nasıl hızlı bir değişim içinde olduğunu görebilmek için... Giderken çıplak bıraktığın ağaçları dönüşte yemyeşil bularak şaşıracaksın. Hanım ellerinin bu kadar kısa zamanda nasıl bu kadar hızlı duvarları sardığına ve bahçenden taştığına inanamayacaksın. Nisanın büyülü elidir bu... Hayatın özüne dokunur; bir gecede tohumu çatlatır, yaprağı uyandırır, çiçeği meyveye dönüştürür. Hele Antalya’da çiçeğin ve meyvenin aynı dalda salındığını bile görebilirsin.
Nisan ayında
Portakal ve portakal çiçeği
Aynı dalda
Antalya’da...
Doğa, nisan ayında her şeye yeniden başlıyor. Bıkmadan, usanmadan toprağı, ağacı, çiçeği yeniliyor. İnsanların tüm acımasız kıyımlarına karşın; kuşlar, böcekler, kelebekler yeniden can buluyor. Anız yangınlarıyla yok olduğunu sandığımız böğürtlenler ve kır çiçekleri sürgün vermeye çalışıyor. Kırdığımız dalların yerine yeniden dal veriyor ağaçlar. Bastığımız; hatta güzelliğini bile fark etmeden üzerinden geçip gittiğimiz çimenler, çiçekler baş kaldırıyor.
Bir su damlası gibi
Islak ve saydam sabah,
Serin, mavi
düşüyor çimenlere...
İncecik bir yel
Dokunmaya ürker gibi
yapraklarda.
Erkenden uyanabilirsen
göreceksin
Güneşin, kıpkırmızı bir top gibi
yükseliverdiğini...
Isındığını fark edeceksin
toprağın
Açıldıkça çiçekler
renk renk ve sere serpe...
Bir su damlası gibi
Islak ve saydam sabah;
Serin, mavi
Düşüyor çimenlere
Aylardan nisan...
Şule Türel
|